Kendine Okumak

Kendini-Okumak

 

          “İkra” ile başlayan bir yolculuk var şimdi. Rabbim, Adem (a.s.) ‘ı yarattığında eşyaların isimlerini öğretiyor tane tane. Okumaya başlıyor, Adem (a.s.) zihnine yazılan her kelimeyi..
Dünya serüveni başlarken, Rabbim sıfatlarını dünyanın her köşesine ayrı ayrı nakşediyor. Nakışlar, dört gözle okuyanlarını bekliyor, yıllarca. Kimi nasibini alıp gidiyor, kimi nakışı beğenmeyip, nakış yaptığını sanarak, tırmalıyor Nakkaş’ın sanatını. Bu Firavun oluyor bazen, bazen de Karun. Heybetlenen, ihtişamlanan, yıkılmaz sanılan ve zenginliğin tek kendinde olduğunu sananlar, Nakkaşa ortak olmanın ne demek olduğunu anlayamayan, okuyamayanlar oluyor hep. Büyüklenen, büyük ordulara sahip her Mabut, Gerçek Nakkaş’ın biricik ve topal olan küçücük bir sivri sineğe yeniliyor. “İnsan” denen mahlukun hangi amaçla vâr edildiğini sorgulamayacak kadar kendini okuyamayanlar, Kur’an’da geçen “esfeli safilin” (aşağıların aşağısı), yaratılan mahlukların en adisi olmaktan kendini kurtaramıyor. 
          Kendini okuyan öyle mi, aldığı her nefesten tutunda, gözünün, kulağının, dilinin, teninin, ellerinin, ayaklarının, sağlığın O’ndan olduğunu, her uzvun parçalanıp toprak olmadan önce yaptıklarından hesap vereceğini, zerreden kürreye her nesnenin bir sahibinin ve maksadının olduğunu, bu küçücük zerreler dahi bir amaca hizmet ettiğini keşfederek, Hakim olana boyun eğer, Hâlık’ını yakinen tanır. Nakkaş’ın nakışına saygı duyar, her hareketini O’nun rızası dahilinde yapar, eder.
        Kur-an’ın ilk emri olan “İkra”’dan kasıtta bu olsa gerek, insan okumalı, ama neyi, kimi?..
Yine Kur-an’dan geliyor cevap, “En yakınından başla” Kendine en yakın olandan. Yani Kendinden!
       İnsan kendini okumasını bilmeli, fizikten başlayıp, fizik ötesinde soluğunu alanların yolunu yol edinmeli kendine, çünkü bilmeli ki fiziği elde tutamıyor, daha dün küçücükken vücudu büyüyor ve dahi sonrasında ihtiyarlamasına ( çürümesine ) engel olamıyor. Ölüm her daim ensemizde kıvranırken, küçücük bir kurşun hüzmesi belkide o görkemli fiziki alaşağı ediyor, kurtçuklara yem eyliyor!
           Size iki ayrı okuma örneği vereyim, Zaman ve Ölümü bir ağ olarak düşünürsek; biri her daim korkarak kaçtığı, her türlü pisliğe girip çıkan ve sonunda özgürlüğünü, bir örümcek ağına feda eden sinek, diğeri ise Ölüm ve Zaman ağını üzerine bürüyüp, okuyan, okuduğunu hayata nakşederek fizik ötesi bir kapı açan ve sonrasında özgürlüğü ve her çiçeğin tadından zevk alan Kelebek.
          Geç kalmış sayılmayız, başlamak gerek, hemde en yakınımızdan, mesela şimdiye kadar yapılan günahlara ağlayarak, gözyaşlarının hikmetini anlayabilirsiniz! Sonra Üstad Necip Fazıl’ın “Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz” kelimesinin inceliklerini…
Kimbilir, belki de bu bir kapının anahtarıdır.!
Dualarınızda bizi unutmayın inşallah.. Vesselam..

04/03/2014


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>